Kategori arşivi: Motor Kurye

ÇATALCA

Çatalcaİstanbul‘un batı sınırında yer alan, yüzölçümü bakımından şehrin en büyük, nüfus bakımından, Adalar ve Şile’nin ardından en küçük ilçesidir.[3]

1865 yılında, Tanzimat sonrası yapılan vilayet düzenlemelerinde Meclis-i İdare-i Liva-yı Zabtiyye‘ye bağlanmıştır. 1924 yılında Mustafa Kemal Atatürk‘ün emriyle vilayet merkezi yapılmıştır. 26 Haziran 1926 tarihli kanunla tekrar ilçe haline getirilerek İstanbul’a bağlanmıştır.[4]

İsmin kaynağı

Antik Çağ‘da Trakya‘ya adını veren Trak halkının topraklarında, Doriscus yakınlarında Ergiske (Ἐργίσκη) adıyla kurulmuş bir Yunan kolonisidir. Bizans döneminde Metrai veya Metris, Osmanlı fethi öncesinde Rumlar tarafından Hanice olarak adlandırılmıştır. Ergiske adının Yunan mitolojsindeki Poseidon‘un oğlu Ergiscus, Metris adının ise İskender‘in generallerinden Ayametris ile ilişkili olduğu ileri sürülmüştür.[5]

Coğrafya

Büyük çoğunluğu ormanla kaplı olan, il merkezine 55 km mesafede olan Çatalca’nın yüzölçümü 1.291 km²dir. Sahil uzunluğu 135 km’yi bulur. Güneyde Büyükçekmece‘ye, batıda ise Silivri‘ye ve Tekirdağ ilinin Saray ilçesine komşudur. Doğudaki koşusu ise Arnavutköy ilçesidir. İlçe sınırları içinde on altısı merkez belediyeye bağlı olmak üzere toplam kırk iki köy vardır.

İlçenin Karadeniz kıyısında, Yıldız Dağları‘nın devamı olan ormanlarla kaplı yükseltiler yer alır. Bunların güneyinde verimli ovalar başlar. İstanbul’un içme suyu ilçe sınırları içindeki Durusu Gölü ve Büyükçekmece baraj gölünden sağlanır. Yıldız Deresi başta olmak üzere Durusu Gölü’ne su taşıyan birçok irili ufaklı dere vardır.

Nüfusu

Yıl Toplam Şehir Kır
1927[6] 50.585 3.142 47.443
1935[7] 42.218 4.837 37.381
1940[8] 71.393 10.021 61.372
1945[9] 88.894 22.141 66.753
1950[10] 48.346 3.734 44.612
1955[11] 63.334 7.516 55.818
1960[12] 60.944 5.674 55.270
1965[13] 62.005 5.811 56.194
1970[14] 69.523 6.884 62.639
1975[15] 71.459 7.693 63.766
1980[16] 89.057 7.988 81.069
1985[17] 117.380 10.470 106.910
1990[18] 64.241 11.550 52.691
2000[19] 81.589 15.779 65.810
2007[20] 89.158 27.807 61.351
2008[21] 62.339 35.995 26.344
2009[22] 63.277 36.544 26.733
2010[23] 62.001 35.337 26.664
2011[24] 63.379 36.592 26.787
2012[25] 63.467 36.863 26.604
2013[26] 65.811 65.811 veri yok
2014[27] 67.843 67.843 veri yok
2015[28] 67.329 67.329 veri yok
2016[28] 68.935 68.935 veri yok
2017[28] 69.057 69.057 veri yok
2018[28] 72.966 72.966 veri yok
2019[28] 73.718 73.718 veri yok
2020[28] 74.975 74.975 veri yok

Not 1: 1987 yılında Büyükçekmece ilçesinin kurulması ile nüfus azalmıştır.

Not 2: 2008 yılında Arnavutköy ilçesinin kurulması ile nüfus azalmıştır.

Not 3: Büyükşehir yasası nedeniyle köyler mahalle statüsüne geçtiğinden 2013’ten itibaren kır nüfusu tabloda yer almamıştır.

Ekonomisi

Ekonomisi hayvancılık, tarım ve sanayiye dayalı olan Çatalca’da tarım alanlarında en fazla ekilen ürün ayçiçeğidir. Bunun dışında arpakavunkarpuz ve çeşitli sebzeler üretilir. İlçe tereyağıpeynir ve yoğurt gibi hayvansal gıdalarla da tanınır.

İstanbul-Trakya Serbest Bölgesi Çatalca’da yer almaktadır. İlçede 100 megawatt gücünde 30 adet rüzgâr türbinli elektrik santrali ve önemli miktarda grafit çıkarılan taş ocakları bulunur.

Tekstil üretimi de ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Harput Tekstil, Dünya Tekstil, Akdaş Tekstil ve çeşitli gümrüklü depolama alanları Çatalca’nın önde gelen işletmeleri arasındadır.

Tarihi

Çatalca ilk çağ boyunca Metraj veya Matrai, Metron ve Metris şeklinde anılmıştır. Bu adın neden verildiği kesin olmamakla birlikte bazı kaynaklara göre Büyük İskender‘in yaveri (generallerinden) Ayametris tarafından kurulduğu tahmin edilmektedir. Bu generalin Ayametris ismine atfen Metris, Metraj, Metron veya Matrai denildiği çeşitli kaynaklarda bildirilmektedir. Bir başka kaynağa göre Osmanlılar zamanında Matrai adı unutuldu yerine Çatalca denildi. Bu şehre Çatalca adının verilmesinin asıl nedeni kurulduğu yer ile ilgilidir. Çünkü şehir çatala benzeyen bir dağın eteğinde kurulmuştu. Gezgin Evliya Çelebi‘ye göre ise Çatalca’nın bir başka adı daha vardır. Bu isim de “Haniçe” Rumca bir kelime olup Büyük İskender zamanında İstanbul’u onaran Kral Yağfur‘un (Yekfur) kızı Haniçe’nin yaylağı olması nedeni ile babası burada büyük bir kale yaptırarak Rumca Haniçe adını vermiştir.[kaynak belirtilmeli]Fatih devrinde İstanbul Kuşatması öncesi uzun süren direnişinden ve çetin savunmasından veya bir nevi çetinlik hissedilmesinden dolayı “Çetince” adının verildiği de rivayet edilmektedir. Zamanla da Çetince kelimesi Çatalca’ya dönüşmüştür.[kaynak belirtilmeli]

Roma Dönemi

Yaklaşık olarak 2500 yıllık bir tarihe sahip olan Çatalca bölgesinin ilk yerleşimi M.Ö. 450 sene önce Romalılar zamanında şimdiki İnceğiz Köyünün bulunduğu yerde olduğu söylenir. Fakat, bir süre sonra aslen Tatar ırkına mensup olan kafilelerin Balkanlara akınları sırasında yakılıp yıkılmış ve bilahare havuzlar mevkiinde akıncılar tarafından ikinci defa olarak inşa edilmiştir.

Bizans İmparatorluğu Dönemi

Bizans İmparatorluğu döneminin önemli bir yerleşim yeridir. Hatta İstanbul’un kapısıdır. Bizans İmparatorluğu döneminde birçok savaşlara sahne olmuştur. 375 yılında Macaristan’a gelen Hunlar, Balamir idaresinde devlet kurmuşlar. Muncuk Han öldükten sonra Atilla iktidarı tek başına ele alınca I. Balkan (441) ve II. Balkan (447) seferlerine çıkmış bu seferlerinde Çatalca’dan geçerek Büyükçekmece Gölü önlerine gelmiş ve Bizans’ı vergiye bağlamışlardır. Avrupa Hunlarının bu hareketi Bizans İmparatoru I. Anastasius‘u 507-511 yılları arasında Çatalca’nın Karadeniz kıyısındaki Evcik İskelesi (Plajından)’ndan Silivri ilçesinin batısındaki Karıncaburnu’na kadar uzanan kendi adıyla anılan Anastasios Surunu yaptırmak zorunda kalmıştır. Bu surlar Çin Seddinden sonra Hunları durdurmak için yapılan dünyanın ikinci büyük surudur. Ormanlık alandaki bölümü hâlen ayaktadır. Bizanslılar döneminde yöre bol ağaçlık ve ormanlarla kaplı olması sebebi ile hem bir av merkezi hem de İstanbul’un yakacak odun ihtiyacının karşılandığı yerdir. Bizans döneminde İstanbul’un su ihtiyacını karşılamak için Gümüşpınar köyü yakınlarında hâlen ayakta bulunan (Kurşun Germe ve Ballı Germe) bulunan su kemerleri ile İstanbul’a su taşınmıştır. Günümüzde de İstanbul’un su ihtiyacının büyük bölümü Çatalca havalisinden sağlanmaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu Dönemi

I. Murad Dönemi

Zamanında fetih edildiği çeşitli kaynaklarda özellikle I.H.Uzunçarşılı’nın eserinde belirtilmektedir. Evliya Çelebi’de ise Yıldırım Bayezid zamanında ele geçirildiği bildirilmektedir. Murad I zamanında fetih edildiğini güçlendiren ifade, Lala Şahin Paşa Bulgarlar ve Sırplar ile Samakov’da savaşırken, Çatalca ve havalisinde bazı kaleleri zapt eden Sultan Murad Makedonya Sırpları üzerine kuvvet sevk etmiştir. I. Murad 1373 seferinde Çatalca taraflarına yürüyerek İnceğiz ve Çatalburgaz kalelerine ve yine burada Polonya Kalesini aldı. Bu ifadeden biz Evliya Çelebinin giriş bölümünde ifade edilen şehrin batı tarafında yalçın kayalar üzerinde kalıntıları görünmektedir dediği kalenin Çatalburgaz Kalesi olduğunu anlamaktayız.

Yıldırım Bayezid Dönemi

Evliya Çelebi Yıldırım Bayezid‘in burayı fethederek, kalesini yıkıp İstanbul’u kuşatmaya gittiğini belirtmektedir. Sonun da sulh ile İstanbul içine 70 Müslüman mahallesine 40.000 adamı barış ile yerleştirdiğini fakat, Timur‘a yenilip ateşli hummadan vefat edince Rumlar’ın bütün Müslümanları İstanbul’dan ve Çatalca’dan sürgün edip Çatalca’yı ele geçirdiğini anlatmaktadır. Çatalca, Yıldırım Bayezid’in çocukları arasındaki taht kavgaları döneminde Süleyman Çelebi tarafından kendisine yardımcı olan II. Manuil‘ye bırakılmıştı. Musa Çelebi, Çatalca’yı tekrar almıştır. İsmail Hakkı Uzunçarşılı‘nın Osmanlı Tarihi adlı eserinde Musa Çelebi ile Mehmet Çelebi’nin Çatalca İnceğiz Köyü yakınlarında savaştıkları; Mehmet Çelebi’nin bu savaşı kaybettiğini ve bundan sonra İstanbul’a yaralı olarak kaçıp Bizans’a sığındığını ve Anadolu’ya geçtiğini bildirmektedir. Musa Çelebi’nin bu olaydan sonraki dönemde sert davranışları komutanların kendisine cephe almasına ve Çelebi Mehmet’in sonraki dönemde mücadeleyi kazanmasına sebep olmuştur. İşte bu sıralarda Çelebilerin tavizleri dolayısıyla Çatalca Bizans’a geçmiş ve tekrar ele geçirilmesi ise ancak II. Mehmet‘in İstanbul üzerine yürüdüğü sırada zorlu bir kuşatmadan sonra gerçekleşebilmiştir.

Fatih Sultan Mehmet Dönemi

Evliya Çelebi, Çatalca’nın, 1453 yılında, Fatih Sultan Mehmet Han’ın Edirne’den İstanbul üzerine yürümesi sırasında, İstanbul’un fethinden 50 gün önce, 4 aylık çetin bir direnişten sonra ele geçirildiğini bildirmektedir. Bu Çatalca’nın son fethidir. Fatih Sultan Mehmet, Çatalca’yı zorlu bir mücadele ile ele geçirdikten sonra, şehri Mihaloğlu Ali Bey’e bırakmış ve “Bu şehri Allah’a emanet ettim,” diyerek İstanbul’u kuşatmaya gitmiştir. Fatih devrinde Topkapı Sarayı‘nın kapısıyla divanhanesinin nakışlarını yapan ve “Baba Nakkaş” diye şöhret bulan Şeyh Mustafa‘nın adına Çatalca’ya yakın Baba Nakkaş Köyü vardır. Bu köyün hizmetinden dolayı Şeyh Mustafa’ya (Baba Nakkaş) bir kısım topraklarının dirlik olarak verildiği bilinmektedir. Çatalca’nın en eski köylerindendir. İnceğiz ve Kalfaköy’de Osmanlı dönemindeki en eski yerlerindendir. İnceğiz ve Kalfaköy Camileri II. Bayezid dönemine tarihlenmektedir.

IV. Mehmet Dönemi

“Avcı” lakabı ile tanınan IV. Mehmet avlanmak üzere sık sık buraya gelmiş ve kentte uzun süre kalmıştır. Bu olay Çatalca’nın gelişmesinde önemli bir etkendir. Bu nedenle Çatalca’da Hünkar Sarayı ve bahçesi olduğunu Evliya Çelebi’den öğrenmekteyiz. Bunun yanında birçok sarayın verlığından söz edilmektedir. Avcı Mehmed’in uzun süre kaldığı dönemlerde İstanbul’dan sonra devletin ikinci merkezi olduğunu görmekteyiz. Çatalca geçmiş dönemlerden beri bazı Bizans hükümdarlarının ve Fatih döneminde av merkezi durumundadır. Kalfaköy‘de padişahların av köşkünden söz edilir, bunun yanında, Kalfaköy gibi bir köy yerleşiminde hamam kalıntıları olması, burasının çeşitli Osmanlı padişahlarınca avlak olarak kullanıldığını göstermektedir.

III. Selim Dönemi

III. Selim döneminde Çatalca’nın önemli bir yer olduğunu görmekteyiz. III. Selim Kabakçı Mustafa İsyanıyla tahttan indirilmek istendiği zaman tahttan ayrılmadan önce kendisine Rumeli’ndeki Nizam-ı Cedid ordusunu İstanbul’a çağırması teklif edilmiş. Bu teklife “olmaz, sonra Rus orduları Çatalca’ya gelir. ” diyerek karşı çıkmıştır. Bu Çatalca’nın o dönemdeki askeri önemini göstermektedir. Yine aynı olaydan sonra Kabakçı Mustafa’nın Bu isyan sırasında İnceğiz yakınlarındaki (Kabakça) mağaralarda saklanması dolayısıyla bu köyün ismi Kabakçı Mustafa’dan dolayı Kabakça şekline dönüşmüştür.

Tanzimat Dönemi

Uzun bir süre Eyüb kadılğına bağlı bir nahiye olan Çatalca Tanzimat sonrası yapılan vilayet düzenlemelerinde Meclis-i İdare-i Liva-yı Zabtiyye’ye bağlanmıştır (1865). Daha sonra dört ilçenin bağlandığı mutasarrıflık olduğunu görmekteyiz. 1895’te bağımsız bir sancak olup merkez nüfusu 5-6 bin, tüm nüfusu 60.000 civarındadır. 1908’de 1900 km kare yüz ölçümlü, 85.000 nüfus üç kazalı birinci sınıf sancaktır. 1893’lerde mutasarrıfı Mustafa Cevad Bey, 1907’den sonra mutasarrıfı Said Bey’dir. Şu andaki kaymakamı Yüksel Ayhan’dır. 1893’te merkez kazadan başka iki kaza (B. Çekmece, Silivri) toplam üç kaza dört nahiye, 93 köyden oluşmuştur. 1907’de toplam üç kaza üç nahiye 95 köy 9 çiftliktir. 1911’de mutasarrıf Mahmud Celaleddin Bey toplam üç kaza, dört nahiye, 99 köy, 61 çiftlik.

93 Harbi

İlk defa 1783’te Kırım‘ın kaybı üzerine Kırım Tatarlarının bir kısmı Çatalca’nın İzzettin köyüne yerleşmişlerdir.

31 Ocak 1878’de imzalanan mütarekeye göre Rus Askerini Çatalca’ya kadar gelmesi buradaki istihkamların birinci hattını işgal etmesi ikinci hattın Osmanlıda kalması kabul edilmişti. Bu demekti ki Ruslar İstanbul kapılarına dayandılar. Rus Kuvvetlerinin Çatalca’ya kadar geleceği anlaşılınca İngiltere hükûmeti İstanbul’da çok sayıda göçmenlerin de bulunduğuna işaret ederek donanma gönderdiğini bildirmiştir. İngiltere donanmasının gelmesi rekabeti arttıracağından Osmanlılar karşı çıkınca İngiliz donanması Mudanya önlerine demirlemiş. Bunun üzerine Ruslar da 12.000 kişilik bir kuvveti Çekmece’ye göndermişlerdir. Rus orduları bu bölgede ilerlerken yakıp yıkmışlardır. 93 Harbi sonlarında Rus ordularının Yeşilköy’e kadar gelmeleri üzerine Çatalca çok büyük sıkıntılar çekmiş. Aynı zamanda Rumeli’den kalabalık kafileler halinde (Osmanlı tarihinin en büyük göç dalgası 1.500.000) Çatalca ve İstanbul’a doğru çok sayıda göçmen gelmiştir. Çatalca halkının büyük bir bölümü bu tarihten başlayarak Balkan Harbi, I. Dünya Savaşı, Yunanistan ile yapılan mübadele ve çeşitli tarihlerde Balkanlardan gelen nüfustan oluşmaktadır.

Balkan Savaşları

Çatalca’nın gördüğü en zor günler Balkan Savaşlarının olduğu dönemdir. Bulgarlar karşısında bozguna uğrayan Osmanlı ordusu son müstahkem mevkii olan Çatalca’ya 5 Kasım’da Nazım Paşa komutasında gelmiş, 19 Kasım’da Bulgarlarla burada savaşa tutuşmuş Çatalca savaşı her ne kadar Bulgarların yenilgisiyle sonuçlanmışsa da 3 Aralık 1912’de Çatalca tren istasyonunda ateşkes antlaşması imzalanmış bu antlaşmada da Bulgarlar murahhaslarının kurnazlığı ile masa başında kazanmışlardır. Âlaiye (Alanya) taburunun baskına uğraması bu dönemdedir. Bulgarlar bir tabur askerimizi, henüz yoldan yeni gelmiş bu redif (gönüllü) birliğini biraz da kayıtsızlığımızdan yararlanarak ani bir süngü hücumuyla şafak vakti baskınla şehit etmişledir. Hatta bu olayın olduğu sıralarda buraya gelen ordu komutanı Mahmut Muhtar Paşa da yaralanmıştır. Türk kuvvetleri bu elim olayı müteakiben Alaiye birliğinin intikamını almışlardır. 1913 Londra antlaşmasının imzalanmasından sonra Balkan devletleri Bulgarlar’ a saldırınca Türk kuvvetleri de Midye (Kıyıköy) – Büyükçekmece sınırını geçmişler, Çatalca bu sırada kurtulmuş fakat Bulgarlar çekilirken Çatalca’nın Müslüman mahallesini yakmışlar bir tek Kaleiçi Mahallesi yakılmaktan kurtulmuştur. Bulgarların yenilgisini bir sebebi de Osmaniye’den gelen redif taburunun getirdiği kolera, tifo vb. hastalığının onlara da bulaşmasıyla büyük kayıplar vermelerindendir. Bugün Balkan Savaşının en kanlı muharebelerinin geçtiği Çanakça, Dağyenice, Yazlıkköy arasında kalan bu bölgede Âlaiye taburu anısına bir şehitlik bulunmaktadır. Son dönemde Çatalca Kaymakamı Yüksel Ayhan’ın girişimleri ve hayırseverler tarafından onarılmıştır. Bu topraklar için kanlarını ve canlarını veren aziz şehitlerimiz Çatalca Kaymakamlığı ve Çatalca halkı tarafından her yıl törenlerle anılmaktadır.

Millî Mücadele Dönemi

Mondros’un imzalanmasından sonra İstanbul ve çevresi İtilâf Devletleri tarafından işgal edilince Doğu Trakya’daki işgal sınırı Çatalca yakınından geçiyordu. İstasyon ve demir yolu Yunanların kontrolünde idi. Millî Mücadelede Çatalca’nın önemli bir yeri vardır. Ankara’dan gelen telgraflar da bunu açıkça görmekteyiz “Çatalcasız bir Trakya ve Millî Mücadele düşünülemez” deniliyor. Çatalca Trakya’da Millî Mücadelede mühim rol oynamış Türk direniş kuvvetlerinin üssü olmuştur. 17 Ocak 1913 günü İstanbul Üniversitesi konferans salonunda yapılan Müdafaa-i Milliye Cemiyeti toplantısı sonradan kurulacak Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Heyet-i Osmaniyesi vb. cemiyetlere öncülük etmiştir. Çatalca ve Çatalcalı vatanseverler bu Trakya Paşaeli Cemiyetinin çalışmalarına Lüleburgaz ve Edirne kongrelerine İstanbul’un bütün engellemelerine rağmen katılmışlardır. Yunan kaynaklarına göre Venizelos – General Françe De Esperey konuşmasında Çatalca’ya kadar Trakya’nın işgali kararlaştırılmıştır. 14 Ocak 1919 günü Hadımköyünden Kuleli Burgaz’a kadar bütün demir yolunun ve istasyonlarının işgali bütün Trakya Rumları, bilhassa Çatalca Rumları arasında Yunanistan lehine gösteriler yapılmasına yol açmıştır. Yunan Başbakanı Venizelos konuşmalarında Edirne ve Çatalca da 600.000 Rum vardır diyerek bu işgale kılıf hazırlamıştır. O devirdeki en güvenilir Osmanlı istatistiklerine göre Edirne vilayeti ve Çatalca Sancağında 850.000 Türk’e karşı 286.137 Rum bulunduğunu görmekteyiz. Yazar Tevfik Bıyıklıoğlu‘na göre bu Rumları hepsi Grek değil, Trak, Hun, Avar, Peçenek ve Koman (Kıpçak) Türkleri’nin Hıristiyanlaşanlardan olduğunu gösterir. İskitlerle Trakların akraba olduklarını savunur. Mustafa Kemâl Paşa Millî Misak’a, Trakya mebuslarını gayreti ile Batı Trakya’nın hukuki durumunun halkın hür iradesi ile belirlenmesi esasını madde olarak koydurtmuştur. Bu Mustafa Kemâl’in Trakya Millî Mücadelesine verdiği önemi göstermektedir. Millî Mücadele sırasında buradaki Osmanlı askeri deposu Itilâf Devletleri kontrolünde idi (Çatalca deposu 449.227 Alman Fişeği, 1000 Mavzer Fişeği). İstanbul ve Çatalca’ya küçük Yunan müfrezelerinin yerleştirilmesi Rum çetelerini Türklere karşı harekete geçirmiştir. İstanbul’un işgali üzerine I. Kolordu Kumandanı Cafer Tayyar Eğilmez Paşa Doğu Trakya’nın İstanbul hükûmeti ile ilişkisini kesti ve seferberlik ilan etti. Fakat Çatalca mutasarrıfı (Fevzi Toker) Hadımköy’deki Yunan askerini ve İstanbul’un işgalinden şımaran Çatalca Rumlarının ayaklanması ihtimalini ileri sürerek seferberlik emrini yerine getirmek istemiyordu. Zaten bir süre önce Çatalca’ya yakın yerlerdeki askerler terhis edilmişti. Kolordu kumandanı Tekirdağ ve Çatalca’daki yöneticilerin durumlarından memnun değildi. Çatalca Mutasarrıfı Fevzi Toker Bey kolordu kumandanı ile İstanbul Hükümetinin arasını bulmaya çalışmıştır, yazdığı 17 Nisan 1920 tarihli tezkerede telgraf haberleşmesini açmasını bazı telkinlerle anlattıktan sonra ancak açıldığı takdirde kongrelere katılacak üyelerin faaliyetine izin vereceğim demiştir. Bu bir çeşit tehdittir. Fakat sonuçsuz kalmıştır. Edirne kongresinde özellikle Çatalca’dan da temsilci olması istenmiş ve Cafer Tayyar Bey; “…vardır, merkez heyetimiz beş livayı da temsil ediyor” diyor. Çatalca Livası (Sancağı) Hayreddin (eski mebus), Halil Sadi (Çekmece eşrafından), Hasan Şevket (Çatalca) katılmışlar ve merkez heyetine seçilmişlerdir. Yunan işgali sırasında Çatalca’da 186. Piyade Alayının 1. Taburu ve makineli Tüfek Bölüğü bulunmaktadır. Kolordu bazı planlamalarla muharebe vaziyetine geçtiğini gizli emirle bildirmiştir. Atatürk Anadolu’ya geçişinden sonra “Doğu Trakya ile ilgili hiçbir münakaşaya girmeyin ve her türlü tecavüze karşı silahla savunun” demiştir. Çatalca Rumları’na karşı Binbaşı Nidai Bey müfrezesi (200 kişilik millî müfreze) Çatalca’ya gönderilmiş ve bu durum Büyük Millet Meclisi’ne Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliğine 15 Haziran 1920 tarihli raporla bildirilmiştir. Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliği bir süre sonra Yarbay Cemil Beyi Bulgaristan dönüşü Çatalca Mıntıka Kumandanlığı’na tayin etmiştir. Yarbay Cemil Bey, Şakir Kesebir ile işbirliği yaparak Çatalca İslam Cemaati teşkilatını canlandırmış ve millî teşkilat için zemin hazırlamıştır. Çatalca hudut teşkilatı ve gizli teşkilat Şakir Bey tarafından dikkatli ve gizli bir şekilde yapılmıştır. Bu gizli teşkilatın üst düzey üyeleri, Çatalca eski Mebusu Hayreddin, Kurmay Yzb. Şerif, Topçu Binbaşısı Sabri ve Jandarma Yüzbaşı Derviş Beylerdi. Doğu Trakya’ya Çatalca’dan gizlice gazete ve risaleler dağıtılarak Yunanlara karşı mukavemet arttırılmıştır. 1922 sonlarında Çatalca’dan Yunanlar üzerine akınlar yapılmıştır. Bu akınlarla Mudanya Mütarekesine göre Türk jandarma taburları henüz gelmeden Yunanların verebilecekleri zararlar en aza indirgenmiştir. Yunanların götürmek istediği Türk rehineler de kurtarılmıştır, Murat Bey (Kızanlıklı Murat Tunca) emrindeki tabur ile Türk köylerinin yağmasını engellemiştir. Lozan barışına kadar Podima (Yalıköy) – Kalikratya (Mimarsinan) hattı sınırlanmış fakat Türk idaresi yerleşmişti. 8 Ekim 1923’te Albay Tevfik Erdönmez (Bknz.Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği) komutasındaki birlikler Çatalca’ya girince son İtilaf devletleri askerleri Çatalca’yı terk etmişler ve bu suretle Çatalca T.B.M.M. Hükümetine ve Türkiye Cumhuriyeti’ne geçmiştir. Ali Seyfi Tülümen‘in, Ali Galib Beye gönderdiği 28 Teşrin-i Sani 1920 tarihli mektubunun bir bölümünde “Trakya Türktür ve Trakya Türkleri ancak Türk bayrağı altında mesut olabilirler…” demektedir. Millî mücadelenin kazanılması ve cumhuriyetin ilanıyla Çatalca sakin ve huzurlu bir döneme girmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında Yunanistan ile yapılan nüfus mübadelesi gereğince bu havalideki Rumlar Yunanistan’a göç ederek orada Nea (Yeni) Çatalca’yı kurmuşlar, Yunanistan’dan ise çok sayıda Türk Çatalca ve havalisine gelerek merkeze ve Rumların terk ettiği köylere yerleştirilmişlerdir. Hatta bu Yunanistan Türkleri’nin gemi ile Mimarsinan limanına gelişinde bizzat Mustafa Kemal Atatürk’ünde karşılamada bulunduğu ifade edilir. Yunanistan’ın Trakya’da fazla Rum bırakmak istemesi üzerine T.B.M.M. Hükûmeti Çatalca’yı 1924’te geçici olarak il yapmış 26 Haziran 1926 tarihli yasa ile tekrar ilçe haline getirilerek İstanbul’a bağlanmıştır. Çatalca’nın il yapılmasıyla Yunanistan’ın İstanbul ve çevresinde fazla Rum bırakmak şeklindeki oyunu bozulmuştur. Çatalca cumhuriyet döneminde gelişimini ve büyümesini sürdürmektedir. İstanbul’un kuruluşundan beri İstanbul’a yakın önemli bir yer olması sebebi ile Çatalca tarihte askeri istila, hareket ve birçok savaşlara sahne olmuştur. Çatalca’nın özellikle üç önemli dönemde askeri bakımdan önemi görülmektedir. Bunlar sırasıyla Bizans, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerindedir.

Cumhuriyet Dönemi

Cumhuriyet döneminde de Çatalca askeri önemini korumaya devam etmiştir. II. Dünya Savaşının çıkacağı anlaşılınca bu bölgede Anastasius Surları ve Balkan Savaşları müstahkem mevkiine paralel olarak o dönemin hükûmeti tarafından Alman istilasına hazırlık olmak üzere Karadeniz’den Marmara’ya uzanan bir savunma hattı yapılmıştır. O sırada Genelkurmay Başkanı olarak Mareşal Fevzi Çakmak bulunduğundan bu hatta Çakmak Hattı adı verilmiştir. Durusu Gölü yakınlarından başlayıp Büyükçekmece’ye kadar iki hat şeklinde askeri koruganlar (siper, mevzi), bazıları büyük bazıları küçük koruma ve saldırma yerleri yapılmıştır. Duvar, tel ve demir engellerle bu mevziler birbirlerine bağlanmıştır. II. Dünya Savaşı sırasında da Çatalca ve köyleri halkı bir hayli sıkıntı çekmişler, hatta bir kısmı Anadolu’ya göçmüşlerdir.

Gezilecek Yerler

Doğu Ekspresi (Orient Express) olarak bilinen ve onlarca ülkeyi birbirine bağlayan tren hattının duraklarından biri olan Çatalca Garı ilçenin önemli yapıları arasındadır. Mübadele Müzesi, Topuklu ÇeşmesiGeorgios Kilisesi, Çatalca Ali Paşa Camii, Kurşunlugerme Su Kemeri, İnceğiz Mağaraları, Ormanlı Plajı, Yalıköy Plajı, Çilingoz Plajı ve Evcik Plajı ilçedeki diğer görülmeye değer yerlerdir.

Kaymakamlar

Kaymakam Başlangıç Bitiş
Ertan Yüksel 1995 2000
Yaşar Gül 2000 2004
Mehmet Ersoy 2004 2005
Yüksel Ayhan 2005 2010
Nevzat Taşdan 2010 2015
İnci Sezer Becel 2015 2020
Erdoğan Turan Ermiş 2020 günümüz

Notlar

Ayrıca bakınız

Büyükçekmece

Büyükçekmece

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Büyükçekmece
Büyükçekmece'nin İstanbul'daki konumu
Büyükçekmece’nin İstanbul’daki konumu
Ülke Türkiye
İl İstanbul
Coğrafi bölge Marmara Bölgesi
İdare
 • Kaymakam Mustafa Hulusi Arat [1]
 • Belediye başkanı Hasan Akgün (CHP)
Yüzölçümü

 • Toplam 360 km² (130 mil²)
Rakım 10 m (30 ft)
Nüfus

 (2018)
 • Toplam 247,736
 • Kır

 • Şehir

Zaman dilimi UTC+03.00 (TSİ)
Posta kodu 3450x
İl alan kodu 212
İl plaka kodu 34

Büyükçekmeceİstanbul‘un batısında bulunan bir ilçesidir. Doğusunda Beylikdüzü ve Esenyurt, batısında Silivri, kuzeyinde Çatalca ve Arnavutköy ilçeleriyle güneyde Marmara Deniziyle çevrilmiştir. Yüzölçümü 196 km²’dir. 1987’ye kadar Çatalca’ya bağlı bucak merkeziyken ilçe olmuş ve 2009’daki idari yapılanma değişikliklerine kadar Avcılar ve Küçükçekmece ilçelerine komşu olmuştur. Bu yılda yapılan değişikliklerde Gürpınar, Beylikdüzü (eskiden Kavaklı) ve Yakuplu beldeleri Beylikdüzü; Esenyurt ve Kıraç beldeleri Esenyurt; Bahçeşehir beldesi de Başakşehir ilçelerine bağlanınca ilçenin alanı büyük ölçüde küçülmüş, yalnız lağvedilen Çatalca’nın Muratbey ve Silivri’nin Celaliye-Kamiloba beldelerinin katılımıyla batı yönünde ilçe genişlemiştir. Ayrıca lağvedilen Tepecik, Mimarsinan ve Kumburgaz beldelerinin mahalleleri de Büyükçekmece Belediyesi sınırlarına katılmıştır.

Büyükçekmece’de Türkiye‘nin 1., Avrupa‘nın 3. en yüksek TV kulesi, Türkiye’nin en büyük sergi alanı TÜYAP bulunmakta ve Büyükçekmece yazlık kent olduğu için uzun bir sahili, alışveriş merkezi, çarşısı, tarihi eserleri, 5 yıldızlı hotelleri, tiyatrosu, spor salonları, parkları ve su parkı vardır.

Eğitim

Büyükçekmece’de 3 adet özel üniversite, 58 Resmi, 11 Özel İlköğretim Okulu, 13 Özel Lise, 2 Resmi, 16 Özel Anaokulu, 23 Okul Bünyesi Ana sınıfı, 2 Anadolu Lisesi, 2 Çok programlı Lise, 1 Ticaret Meslek Lisesi, 1 Anadolu Meslek Lisesi vardır.

Sağlık

Büyükçekmece’de birçok sayıda resmi ve özel sağlık kurumu bulunmaktadır.[4][5][6] Bu kurumların listesi aşağıda yer almaktadır.

Resmi sağlık kurumları

Büyükçekmece Devlet Hastanesi

Büyükçekmece Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlama Merkezi

Batıköy Aile Sağlığı Merkezi

Büyükçekmece Merkez Aile Sağlığı Merkezi

Büyüçekmece 1 Nolu Aile Sağlığı Merkezi

Celaliye Aile Sağlığı Merkezi

Gülsüm Başarır Aile Sağlığı Merkezi

Güzelce Hacı Ayşe Ömer Çolak Aile Sağlığı Merkezi

Hasan Gül Aile Sağlığı Merkezi

Hekimbaşı Mustafa Behçet Aile Sağlığı Merkezi

Kamiloba Süleyman Savaş Aile Sağlığı Merkezi

Kumburgaz Aile Sağlığı Merkezi

Mimarsinan Hacı Ayşe Akgün Aile Sağlığı Merkezi

Muratçeşme Aile Sağlığı Merkezi

Pınartepe Mustafa Önen Aile Sağlığı Merkezi

Şevket Yılmaz Aile Sağlığı Merkezi

Tepecik Aile Sağlığı Merkezi

Özel sağlık kurumları

Özel Büyükçekmece Kolan Hastanesi

Özel 2000 Tıp Merkezi

Özel Mimaroba Tıp Merkezi

Özel Medicell Tıp Merkezi

Özel Asdent Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği

Özel Avrupa Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği

Özel Büyükçekmece Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği

Özel Dentinart Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği

Özel Epa Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği

Özel Flora Diş Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği

Özel Kozan Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği

Özel Mine Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği

Özel Prodens Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği

Özel Sahil Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği

Özel Bio Atlas Laboratuvarı

Özel Bilgi Laboratuvarı

Ulaşım

Büyükçekmece ilçesinden TEM ve D-100 karayolları geçmektedir. İETT ve Özel Halk Otobüsleri’nin ve BUDO‘ya bağlı deniz otobüslerinin düzenli seferleri vardır.

Not: İETT Otobüs Numaraları:76BA Avcılar Metrobüs, 76TM- TEPEKENT-MİMAROBA-YENİBOSNA METRO, HT48 Tepecik Kiptas Kont.-M.OBA-AVCILAR METROBÜS 76C – Bakırköy, 448 Mimarsinan – Yenibosna Metro, 303 Silivri-Yenibosna Metro, 401 Çatalca – Yenibosna Metro, 401T Tepekent – Avcilar Metrobus

Kültür

Büyükçekmece’de bulunan tarihi eserlerden bazıları şunlardır:

  1. Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü
  2. Kurşunlu Han
  3. Sokullu Mehmet Paşa Camii
  4. Kanuni Sultan Süleyman Çeşmesi
  5. İmaret Cami
  6. Zeynep Dudu çeşmesi
  7. Fatih Sultan Mehmet çeşmesi
  8. Süleyman ağa çeşmesi
  9. Enver Paşa Köşkü
  10. Sultan Hamid çeşmesi ve havuzu

Nüfus

Yıl Toplam Bucak Mer.
1940[7] 14.456 4.456
1945[8] 23.084 6.210
1950[9] 10.193 1.168
1955[10] 14.875 1.846
1960[11] 15.659 2.125
1965[12] 12.384 2.269
1970[13] 14.658 3.913
1975[14] 21.062 5.204
1980[15] 35.903 8.121
1985[16] 58.365 11.310
Yıl Toplam Şehir Kır
1990[17] 142.910 22.394 120.516
2000[18] 384.089 35.860 348.229
2007[19] 688.774 44.287 644.487
2008[20] 163.140 163.140 veri yok
2009[21] 171.222 171.222 veri yok
2010[22] 182.017 182.017 veri yok
2011[23] 192.843 192.843 veri yok
2012[24] 201.077 201.077 veri yok
2013[25] 211.000 211.000 veri yok
2014[26] 223.324 223.324 veri yok
2015[27] 231.064 231.064 veri yok
2016[27] 237.185 237.185 veri yok
2017[27] 243.474 243.474 veri yok
2018[27] 247.736 247.736 veri yok
2019[27] 254.103 254.103 veri yok
2020[27] 257.362 257.362 veri yok

Not: 2008 yılında BaşakşehirBeylikdüzü ve Esenyurt ilçelerinin kurulması ile nüfus azalmıştır.

Yerel seçimler

Büyükçekmece Belediye Başkanları ve Partileri[28]
Yıl Belediye Başkanı Parti Oy Oranı
1989 Ali Çebi ANAP %45,52
1994 Hasan Akgün ANAP %40,21
1999 Hasan Akgün ANAP %50,88
2004 Hasan Akgün ANAP %44,44
2009 Hasan Akgün CHP %44,04
2014 Hasan Akgün CHP %47,57
2019 Hasan Akgün CHP %50,34

Genel seçimler

Yıl Parti Oy Oranı
1991 ANAP %25
1995 %22
1999 DSP %26
2002 AK Parti %31
2007 %41
2011 %45
Haziran 2015 %37
Kasım 2015 %44
2018 %38

Festival

Büyükçekmece’de dünyanın en büyük 3. festivali olarak gösterilen ve 2000 yılından itibaren her yıl 1-7 Temmuz arasında düzenlenen Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali’nde yurt içi ve yurt dışından gelen sanatçı ve dansçılar yeteneklerini sergiler ve bu festival her yıl giderek daha da büyümektedir. Festivalin ilk günü Cumhuriyet Meydanı’nda yapılır ve ünlü komedyenlerin esprileri ve ünlü sanatçıların verdiği konserlerle başlar. Festival asıl 2. gün havai fişek eşliğinde başlar ve dünyanın dört bir yanından elliye yakın ülkeden gelen dans grupları ülkelerinin geleneksel danslarını en iyi şekilde göstermeye çalışır. Her yıl 35.000 kişinin katıldığı festivalde Gülben ErgenTarkanSezen AksuSılaDemet AkalınFeridun DüzağaçEmre AydınEbru GündeşFatih ErkoçVolkan Konak gibi birçok ünlü sanatçı konser vermiştir. Festivalin kapanışı da havai fişek gösterisi ile olur.

Kardeş şehirler

Büyükçekmece’nin kardeş şehirleri şunlardır:[29]

Resim galerisi

BEYOĞLU

Beyoğlu

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Beyoğlu
İlçe
Galata Kulesi ve Karaköy
Istanbul location Beyoğlu.svg
Ülke Türkiye Türkiye
Bölge Marmara
İl İstanbul
İdare
 • Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız (AK Parti)
 • Kaymakam Mustafa Demirelli
Yüzölçümü

 • Toplam 8,76 km² (338 mil²)
Nüfus

 (2020)
 • Toplam 226,396
Zaman dilimi UTC+03.00 (TRS)

Beyoğluİstanbul‘un Avrupa yakasında bulunan ilçelerinden biridir. Kuzeybatıda Şişli ve Kâğıthane, doğuda Beşiktaş ve İstanbul Boğazı, güneyde ve batıda ise Haliç ile sınırlı ilçenin yüz ölçümü 8.76 km2‘dir ve 45 mahalleden oluşmaktadır. İsmini Pera da denen, TünelTaksim arasında uzanan İstiklal Caddesi ve ona açılan sokakların belirlediği alanı kapsayan Beyoğlu semtinden alır.

Etimoloji

Tarihî yarımadanın ve Haliç‘in karşısında gelişen bölge Orta Çağdan itibaren, Yunancada “karşı yaka”, “öte” anlamına gelen “Pera” (Πέρα) adıyla anılmaktaydı.[1] Türkler tarafından kullanılan “Beyoğlu” adının, bir beyin oğlunun bölgedeki konağından kaynaklandığı ileri sürülür. Bu konuda öne sürülen iki rivayetten ilki; Osmanlı Padişahı II. Mehmed döneminde, Trabzon İmparatorluğu Prensi Aleksios Komnenos’un İslamiyeti kabul ederek bu bölgeye yerleşmesinden; ikincisi ise Padişah I. Süleyman döneminin Venedik elçisi Andrea Gritti‘nin, Rum bir kadınla evlenmesi sonucunda dünyaya gelen oğlu Luigi Gritti’nin Taksim dolaylarında bir konakta oturmasından dolayı bu Beyoğlu adının kullanılmaya başlanıldığını belirtir.[1] 1925 yılında Pera kullanımı resmî yazışmalardan çıkarıldı ve Beyoğlu ismi kullanılmaya başlandı.[2]

Tarih

Cristoforo Buondelmonti‘ye ait Liber insularum Archipelagi‘nin Marciana Millî Kütüphanesi‘nde yer alan ve 1420’ler ile 1430’lar civarına tarihlenen kopyasındaki Konstantinopolis ile Galata haritası

Ahşap evler (Stéphane Passet, Eylül 1912)

Galata’nın ilk çağlara dek uzanan tarihine karşın, Beyoğlu, 16. yüzyılın ilk yarısında, içinde tek tük yapıların yer aldığı, bağlık bahçelik bir alandı.

Tophaneİstanbul Boğazı ve Üsküdar sahilinin, 19. yüzyıldan kalma görünümü.

Beyoğlu, Galata’dan gelen Hıristiyanlarla yabancıların, elçilikler dolaylarına ve o zamanlar “Grand Rue de Pera” denilen İstiklal Caddesi boyunca yerleşmesiyle Avrupa kenti görünümünde bir yerleşme olarak ortaya çıktı.

Böylece, İstanbul içinde farklı bir topluluk 17. yüzyılda gelişmeye başladı. İlk önceleri, Fransız ve Venedik elçilikleri ile onların çevresinde yerleşmiş Fransisken misyonerleri yerleşmenin çekirdeğini oluşturuyordu. 17. yüzyılın başlarında Galata’yı gösteren bir gravürde surların dışında çok az bina gözükmektedir.

1700’lerde Beyoğlu, bugünkü Tünel-Galatasaray caddesinin iki tarafı ile, bu caddenin yan sokaklarına yayılmıştı. Dörtyol, merkez olmak üzere Beyoğlu gelişmişti. Batısında mezarlıklar ve doğusunda ise elçilikler vardı. 18. yüzyılda yavaş yavaş Avrupa etkisi artmıştır. 18. yüzyıl sonunda, İstiklal Caddesi’nde, yapıların tamamı taş veya tuğla ya da alt katları taş ve üstleri ahşaptır.

18. yüzyılın sonunda İstanbul’a gelen Dallaway, Beyoğlu’nu Galata’nın yazlığı olarak tanımlıyor, yolların düzensiz olduğunu belirtiyor ve bu bölgede Fransız, İngiliz, Hollanda, Venedik, Rusya, İsveç, İspanya, Prusya ve Napolili diplomatların kışlık malikanelerinin bulunduğunu yazmıştır.

Beyoğlu, genel olarak 19. yüzyılda gelişmiştir. Bu gelişmenin nedeni, bu döneme Osmanlı dış ticaretinin daha önceki dönemlerde görülmemiş boyutlarda büyümesi ve ulaşımın gelişmiş olmasıdır. 19. yüzyılda, Osmanlı İmparatorluğu’nun dünya kapitalist sistemi ile bütünleşmesi sonucu, Beyoğlu uluslararası bir ticaret merkezi olmuştur. 19. yüzyılın başında, Beyoğlu, bahçeli evleriyle hala bir banliyö görünümünde idi. Bu yüzyılın ilk yarısında, Beyoğlu ve çevresi henüz tam olarak kentleşmemişti. İkinci yarısında ise Galatasaray ile Taksim arası gelişti. Beyoğlu, artık kapitülasyonların koruması altındaki yabancıların, tüccarların, bankerlerin, armatörlerin ve kozmopolit bir çevreye yerleşmek isteyen zenginlerin Paris modasını taklit ederek yaşadıkları bir yer olmuştur. Yüzyılın sonunda, burada, Paris’in en ünlü sahne oyunlarını aynı zamanda gösteren üç tiyatro vardı. Bu tarihte, modern toplumun gereksinim duyduğu tramvay, gaz, su gibi altyapı hizmetleri sağlanmıştı. Bu kuruluşların işletme ayrıcalıkları çok uzun süreli sözleşmelerle yabancılara ya da azınlık mensuplarına verilmişti. Bu dönemdeki hızlı yapılaşma, Batı’daki örneklerden etkilenmekle birlikte Osmanlı etkisinde de kalmıştır.

20. yüzyılda Beyoğlu’nda Galatasaray ile Taksim arası önem kazandı. Bu alanda hala bahçeli konakların bulunması ve bunların apartmana dönüşmesi olanağı, buranın gelişmesini sağlamıştır. Ayrıca 1913’te ilk elektrikli tramvayın Beyoğlu’nu Şişli’ye bağlaması Galatasaray-Taksim arasını, Tünel-Galatasaray arasına göre daha merkezi bir duruma getirmiş, Beyoğlu’nun en kolay ulaşılabilir ve gözde yeri yapmıştır. Bu dönemde Beyoğlu’nun çevresindeki semtlerde çağdaş binalar yapılmış ve yeni semtler gelişmiştir. 20. Yüzyılın başlarında Beyoğlu’nda da yapılan apartmanların cephelerinde Art Nouveau üslubu uygulanmıştır.

Cumhuriyet Dönemi’nde 1950’lere kadar yabancılardan ve onlar için çalışan azınlıklardan boşalan yerlere, yeni yetişen Türk iş adamları ve Beyoğlu yakasını kentin en çağdaş semti bilen aydın Türkler ilgi gösteriyorlardı. Sinema ve tiyatroları, lokanta ve pastaneleri, sanat galerileri ve mağazalarıyla hala kentin en seçkin semti idi. 1950’lerden sonra, kırsal göç ve hızlı kentleşme sonucu İstanbul’un aşırı büyümesi, yeni semtlerin gelişmesi, eğlence kuruluşlarının, ticaretin ve zengin ailelerin bu yeni gelişen çağdaş alt merkezlere dağılımı ve toplumun kültürel değişimi Beyoğlu’na olan ilgiyi azalttı.

Hala bazı lüks mağazaların İstiklal Caddesi’ni terketmeyişi ve yoğun bir trafik akışı üzerinde oluşu eski kültürel düzeyinde olmasa bile Beyoğlu’nun canlılığını korumasını sağlamaktadır. Bununla birlikte, pek çok bina boş durmakta ya da atölye olarak kullanılmaktadır. Bu özellikler Beyoğlu’nda yavaş yavaş çöküntü alanının ilerlediğini göstermektedir.

Beyoğlu, ilk önceleri bir diplomasi merkezi olarak gelişmiş, fakat daha sonraları yabancı ticaretinin, ekonomik kontrolünün artması ve burada yoğunlaşması sonucu İstanbul’un ticaret merkezi durumuna dönüşmüştür. Ticaretin yanı sıra eğlence, kültür kuruluşlarının da burada yer alması ve konumu, bütün İstanbul’un odak noktası olmasını sağlamıştır.

Kültür

Beyoğlu İstanbul’un en İstanbul kokan ilçesi olarak tanımlanabilir, kozmopolit teriminin hayat bulduğu yerdir. İstiklal Caddesi ve çevresindeki sokaklar yalnızca Beyoğlu’nun değil İstanbul‘un da merkezi sayılabilir. İstiklal Caddesi dışında Cumhuriyet, İnönü ve Cihangir caddeleri de ticaret ve eğlence fonksiyonunun en belirgin oldukları yerlerdir. İlçe sınırları içinde yer alan çeşitli kültürel etkinliklerin yapıldığı tesisler, ilçenin bir kültür merkezi olmasını da sağlamıştır. Sinemalar, tiyatrolar, gösteri merkezleri gibi yerler, Beyoğlu İlçesi’nde yaşayan nüfustan çok fazla nüfusun faydalandığı, İstanbul ve Türkiye genelinde bir anlam ifade eden yerlerdir. Ayrıca Beyoğlu Gürcü ressamların oluşturduğu Pirosmani Sanat galerisine de ev sahipliği yapmaktadır.

Tarihsel, önemli yapı ve yerleri

Taksim Meydanı, 2006

Caddeleri, sokakları, parkları ve meydanları

Müzeleri

Eski Atatürk Kültür Merkezi, ön cephesi.

Kültür merkezleri

Galata Kulesi’nden Tophane semti ve İstanbul Boğazı‘nın görünümü.

Tarihî yapıları

Tarihi okulları

Diplomatik temsilcilikler

  • Alman Sefaret Sarayı (günümüzde Almanya Başkonsolosluğu) (1877)
  • Amerikan Sefaret Sarayı (günümüzde otel) (1882)
  • Belçika Sefaret Sarayı (günümüzde Belçika Başkonsolosluğu) (1900)
  • Fransız Sefaret Sarayı (günümüzde Fransız Sarayı) (1847)
  • Hollanda Sefaret Sarayı (günümüzde Hollanda Başkonsolosluğu) (1859)
  • İngiliz Sefaret Sarayı (günümüzde Birleşik Krallık Başkonsolosluğu) (1850)
  • İsveç Sefaret Sarayı (günümüzde İsveç Başkonsolosluğu) (1870)
  • Japonya Sefareti (günümüzde Japonya Başkonsolosluğu) (1904)
  • Rusya Sefaret Sarayı (günümüzde Rusya Başkonsolosluğu) (1845)
  • Venedik Sarayı (günümüzde İtalya Başkonsolosluğu) (1782)

Pasajları

Avrupa Pasajı‘nın üst cephesinde bulunan heykeller

İstiklal Caddesi ve çevresi, 19. yüzyılda inşa edilmiş pek çok pasaj ve han barındırır. Bu yapıların bir kısmı caddenin çevresindeki birçok sokak ve caddeye geçiş imkânı sağlamasının yanı sıra, bireylerin günlük yaşantıları içerisinde çeşitli gereksinimlerine cevap veren ve farklı aktivite imkânları sunan mekânlardır.[3] İçerisinde pek çok dükkan bulunduran bazı pasajlar, Türkiye’nin en eski modern alışveriş merkezleri olarak nitelendirilir.[4] Beyoğlu’nda yer alan bazı önemli pasajlar şu şekilde listelenebilir:

Camileri

Tekke ve dergahları

  • Ayni Ali Baba Zaviyesi (1902)
  • Ciğerim Dede Sadi Dergahı (1828-?)
  • Çakır Dede Nakşi Zaviyesi (1792-1956)
  • Çizmeciler Tekkesi (1498-1956)
  • Ebu’r Rıza Bedevi Asitanesi (1730’lar)
  • Galata Mevlevihanesi (1491)
  • Gül Baba Dergahı (1476-17. yüzyıl)
  • Hasan Burhanettin Cihangiri Asitanesi (1560)
  • Haşimi Emir Osman Efendi Bayramî Dergahı (1590)
  • Hüsamettin Uşşaki Asitanesi (1575)
  • İlyas Çelebi Akarca Tekkesi (16. yüzyıl)
  • İsmail Rumi Kadiri Asitanesi (1630)
  • Karabaşı Veli Dergahı (16. yüzyıl-1956)
  • Kasımpaşa Mevlevihanesi (1623-?)
  • Keşfi Cafer Efendi Dergahı (1599-1956)
  • Mağribi Ali Dede Tekkesi (18. yüzyıl-?)
  • Muhabbir Tekkesi (1611)
  • Okçular Tekkesi (1490’lar)
  • Paşmakçı Ali Efendi Tekkesi (1573)
  • Tatar Efendi Gülşenî Dergahı (1720-1916)
  • Turabi Baba Dergahı (1598-1896)

Kiliseleri

Sinagogları

Tarihi dükkanlar

İdari durum

Beyoğlu ilçesi, 20 Nisan 1924 tarihinde yürürlüğe giren 491 sayılı kanunla kurulmuştur. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında Beyoğlu ilçesi; Merkez, Beşiktaş, Kemerburgaz, Şişli ve Taksim bucaklarından meydana geliyordu. 1930’da Beşiktaş ilçesinin kurulmasıyla önce Beşiktaş bu ilçeden ayrıldı. 1935 sayımında Merkez bucağının 3, Kemerburgaz bucağının 10, Şişli bucağının 2 köyü ve Taksim, Beyoğlu ilçesini oluşturuyordu. Kemerburgaz bucağı 1936’da kurulan Eyüp ilçesine, Şişli bucağı da 1954 kurulan Şişli ilçesine bağlandı. 1970’ten beri Beyoğlu ilçesi, mahallelerden oluşan bir idari yapıya sahiptir. Bugün Beyoğlu ilçesi 45 mahalleden oluşmaktadır.

1984’e kadar İstanbul Belediyesi‘ne bağlı şube olarak şube müdürlerince yönetilen Beyoğlu, 1984’te büyükşehir ve ilçe belediyeleri için çıkartılan “Yerel Yönetimler Kanunu” çerçevesinde yeniden yapılanarak mevcut statüsünü aldı.

Nüfus

Yıl Toplam Şehir Kır
1927[5] 302.887 294.790 8.097
1935[6] 235.051 230.000 5.051
1940[7] 247.252 246.042 1.210
1945[8] 257.091 253.588 3.503
1950[9] 279.238 277.807 1.431
1955[10] 208.158 208.158 veri yok
1960[11] 216.425 216.425 veri yok
1965[12] 218.985 218.985 veri yok
1970[13] 225.850 225.850 veri yok
1975[14] 230.532 230.532 veri yok
1980[15] 223.360 223.360 veri yok
1985[16] 245.999 245.999 veri yok
1990[17] 229.000 229.000 veri yok
2000[18] 231.900 231.900 veri yok
2007[19] 247.256 247.256 veri yok
2008[20] 245.064 245.064 veri yok
2009[21] 244.516 244.516 veri yok
2010[22] 248.084 248.084 veri yok
2011[23] 248.206 248.206 veri yok
2012[24] 246.152 246.152 veri yok
2013[25] 245.219 245.219 veri yok
2014[26] 241.520 241.520 veri yok
2015[27] 242.250 242.250 veri yok
2016[27] 238.762 238.762 veri yok
2017[27] 236.606 236.606 veri yok
2018[27] 230.526 230.526 veri yok
2019[27] 233.323 233.323 veri yok
2020[27] 226.396 226.396 veri yok

Not: 1954 yılında Şişli ilçesinin kurulması ile nüfus azalmıştır.

Beyoğlu İlçesi bugünkü sınırlarına ulaştığı 1950’lerden beri 220-250 bin arasında dalgalanan nüfus grafiğine sahiptir. Bunun başlıca sebebi normal gelişme süreci içinde gelişebileceği herhangi bir yer kalmaması nedeniyledir.

Eğitim ve sağlık

Beyoğlu İlçesi eğitim kurumları açısından zengindir. İlçe sınırları içindeki yükseköğretim kurumları arasında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi merkez kampüsü, İstanbul Teknik Üniversitesi Gümüşsuyu ve Taşkışla Kampüsleri, İstanbul Kent Üniversitesi ayrıca BeykentHaliç ve İstanbul Bilgi üniversitelerinin bazı birimleri bulunur.

Beyoğlu İlçesi’nde 15 yaşın üzerindeki nüfusta okuma yazma bilenlerin oranı yüzde 84.83’tür.[28]

İlçe sınırları içinde 31 ilköğretim okulu ve 30 ortaöğretim kurumu vardır.[29] Galatasaray LisesiBeyoğlu Anadolu Lisesiİstanbul Özel Alman Lisesiİtalyan LisesiSaint Benoît Fransız LisesiAvusturya LisesiSainte-Pulchérie Fransız Lisesi Beyoğlu’ndaki yüzyıldan eski eğitim kurumlarıdır. Ayrıca Ermeni ve Rum azınlıklara yönelik hizmet veren eğitim kurumları da vardır.

İlçe sınırları içinde 12 hastane, 29 poliklinik ve dispanser ve 7 sağlık ocağı bulunur.[30]

Spor

Kasımpaşa Stadı

Türkiye’nin en köklü spor kulüplerinden biri olan Galatasaray Spor Kulübü‘nün ortaya çıktığı Galatasaray Lisesi Beyoğlu’ndadır. Galatasaray dışında Kasımpaşa ve Beyoğluspor diğer ünlü spor kulüpleridir.

İlçedeki spor tesislerinden biri Kasımpaşa Stadı‘dır.

Politika

Yerel Seçimler

Beyoğlu Belediye Başkanları ve Partileri[31]
Yıl Belediye Başkanı Parti Oy Oranı
1984 Haluk Öztürkatalay ANAP %47,79
1989 Hüseyin Aslan SHP %29,29
1994 Nusret Bayraktar RP %30,40
1999 Kadir Topbaş FP %28,51
2004 Ahmet Misbah Demircan AK Parti %40,32
2009 Ahmet Misbah Demircan AK Parti %37,45
2014 Ahmet Misbah Demircan AK Parti %47,78
2019 Haydar Ali Yıldız AK Parti %49,86

Genel seçimler

Yıl Parti Oy Oranı
1961 Adalet Partisi %46
1965 %55
1969 %47
1973 Cumhuriyet Halk Partisi %48
1977 %57
1983 Anavatan Partisi %46
1987 %39
1991 %27
Yıl Parti Oy Oranı
1995 Refah Partisi %27
1999 Demokratik Sol Parti %34
2002 Adalet ve Kalkınma Partisi %39
2007 %47
2011 %50
Haziran 2015 %43
Kasım 2015 %50
2018 %45

Galeri